Bir kaç sene önce, kadınların kendi özgün ifadelerini bulması ve kendi tabiri ile ilahi dişil enerji ile uyumlanması için alanlar açan bir rehberle tanıştım, Juliet Gaia Rose.
İlginç ve özel bir kadın(dı), sezgileri çok kuvvetliydi, doğada saatlerce vakit geçirip sadece onu dinlediğini anlatır, kıtaların, toprağın enerjisini hissederdi. Ben de onun açtığı birçok alana katıldım, çok özel deneyimler yaşadım. Hatta sonra kendisine asistanlık da yaptım ve ondan çok şey öğrendim.
Juliet kadınların üç temel enerji merkezi olduğunu anlatırdı: rahim, kalp ve zihin.
Rahim ve kalp kulağa çok romantik ve tatlı geliyor ama “Zihin ne yahu?” diyeceği geliyor insanın.
İşte bana da derdi ki; “Senin zihinsel enerji alanın çok kuvvetli. Buradan algılıyorsun. Sistematik ve analitiksin. Sebep sonuç ilişkilerini seviyorsun. Bunlar seni özel kılıyor.”
Belki de o yüzden asistanlığını yapmamı istedi bilmiyorum çünkü bu kadar sezgisel ve ilahi dişille uyumlu yaşayan bir kadının iş kurgusu acayip sistematikti ve anlamak, yönetmek çok da kolay değildi. (bu bana çok ilham verici gelirdi o yüzden not etmek istedim)
Zihnin Gücü ve Zihnin Boyunduruğu
Bunu sizinle şunun için paylaştım, biliyorsunuz bazen zihnimiz çok güçlü oluyor ve çok kolayca zihnin boyunduruğu altına giriyoruz.
Bunu şöyle düşünebiliriz.
Ayurveda’da doğuştan gelen bir mizaç kavramı var (bilmiyorsanız daha önceki yazılarımdan okuyabilirsiniz, birinin linkini aşağıya bırakıyorum).
Ve dış dünyada bu mizacın bazı niteliklerini yükseltecek şeyler olduğunda, o özellikler kendini gösteriyor.
Örneğin Vata beden tipindesiniz, bedeninizde zaten hava ve eter fazla, sonbaharda havaların soğuması ve rüzgarların artışı ile sizin de Vatanız yükseliyor ve bedende kuruluk, soğukluk açığa çıkıyor.
Ama bu durum bedeni sıcak ve nemli olan bir Pitta’yı bu kadar etkilemiyor.
Benzer şekilde, eğer zaten düşünme, analiz etme, sorgulama eğilimi yüksek biriyseniz, yani Juliet’in tabiri ile zihin alanı güçlü biriyseniz (ki Ayurveda’ya göre bu bir Pitta niteliği), hayatınızda sizi rahatsız eden, belirli sorunlar ortaya çıktığında, aşırı düşünce ile çözme eğilimine giriyorsunuz.
Sonra da düşünüyor, düşünüyor ve düşünüyorsunuz.
Bu gerçekten çok ilginç bir fenomen. Hayatın ve belki evrimin en ilginç yanlarından biri.
Gelişmiş bir prefrontal korteks var, düşünme kabiliyetimiz var, ancak canlı, yaşayan, devam eden, akışı olan, farklı şeylerden etkilenen bir şey konusunda düşünce ile bir yere varamıyoruz.
Sorunları bu şekilde çözemiyoruz.
Çok fazla parametre var, bizim dışımızda ve belki aklımızın sınırları dışında da pek çok faktör var.
Ve biz yine de çözüp, “İşte bu bu yüzden.” deyip bir kenara koymak istiyoruz.
Yine Pitta’ların ve Ayurveda’nın tabiri ile rajasik zihnin en sık yaptığı şeylerden biri de bu; yargı üretmek.
“Böyle olduğu için böyle.”
Üzgünüm canım. Her zaman değil…
Biraz Somutlaştıralım
Biraz soyut anlattığımın farkındayım, biraz somutlaştırayım.
Örneğin bir işe girdiniz, hayallerinizdeki iş, çok mutlusunuz, her şey çok yolunda. Yavaş yavaş ilerliyorsunuz.
Sizi 1 yıllığına yurtdışına göndermek istiyorlar, çok heyecanlanıyorsunuz.
Sonra bir anda işler değişmeye başlıyor, müdürünüz değişiyor, bir şeyler oluyor, sonuçta siz değil başkası gidiyor.
Düşünüyorsunuz, düşünüyorsunuz (kızma, isyan etme, öfkelenme safhalarını hızlı geçiyorum) neden böyle oldu, neden o gitti, neden ben gitmedim.
Acaba öyle mi böyle mi?
Yanıt veriyorum.
Bilemezsiniz.
Her Şeyin Bilinmesi Gerekmiyor
Bugün hayat arkadaşı bundan 17 gün önce vefat eden bir arkadaşımla buluştum.
Bana söylediği bir şey sanırım aklımdan çıkmayacak;
Müge. Her şeyin bilinmesi gerekmez. Bazı şeyler bilinmez olarak kalır. Sadece kabul edilir.
Ben de onun (partnerinin) nereye gittiğini, şimdi nerede olduğunu, ne yaptığını bilmiyorum.
Bilmeyeceğim.
Bu çok büyük bir güç… Bu hayatın karşısında çok güzel bir duruş…
Sadece Bilmiyoruz
Sadece; bilmiyoruz.
Basitçe; bilmiyoruz.
Neyin neden olduğunu bilmiyoruz.
O kadar güzel zaman geçirdiğimiz birinin sonra neden hayatımızdan bir anda çıkıp gittiğini bilmiyoruz.
O işin neden istediğimiz gibi olmadığını bilmiyoruz.
O adamın/kadının bize neden öyle davrandığını bilmiyoruz.
Bazı şeyler bilinmezdir.
Bilinmez olarak kalır.
Üzerinde düşünmenin bir anlamı yoktur, çözmeye, anlamaya çalışmak bir işe yaramaz.
Çünkü hayat, katman katmandır, ilmek ilmek örülüdür ve her şey bir şeye gebedir.
Ben bir şey yaşarım, kalbim acır, birini ararım. O bana sevgisini desteğini sunar, bu ona da iyi gelir. Telefonu kapatınca oğluna gülümser, sarılır, oğlu iyi hisseder.
İyi hissedince kız arkadaşına güzel bir mesaj atar, o mutlu olur günlüğüne mutluluğunu yazar...
Benim acım, birinin mutluluğunun yazıya dökülmesinde pay oynamıştır...
Şimdi ben nerden bileyim, nasıl bileyim, ben neden üzüldüm.
Belki de bu mutlu an için üzüldüm.
Ne bileyim…
Nasıl bileyim...
Soru işareti bile koymadım :)
Bilmeme Haliyle Kalmak
O yüzden, bu bilmeme ve kabul etme hali ile kalmayı pratik etmek, benim gibi zihin alanı güçlü insanlar için neredeyse kutsal bir pratik.
Kolay olmadığını bildiğinizi biliyorum.
Ben de biliyorum.
Her şeyi çözmemiz, her şey, yoluna sokmamız, her şeyi bir sıraya sokmamız, her şeyi böyleyse şöyle olur diye bir hikaye içine oturtmamız gerekmiyor.
Çünkü öyle olmuyor.
Çünkü bu hayat.
Kuralsız.
Daha doğrusu kendi kuralları var.
Kaotik ve akışkan.
O yüzden düşünmek anlamsız.
Yapabileceğimiz tek şey teslim olmak.
Bırakmak.
Senin bir bildiğin vardır hayat diyebilmek ve sıktığımız o avuçlarımızı açmak.
Değerlerimize uygun yaşamaya devam etmek.
Beklentilere kapılmadan sadece devam etmek.
Düşünmeyi bırakmak ve..
Devam etmek…
Zihnin Hapishanesinden Bedene Dönerek Çıkmak
Ama bunu söylemek kolay, hatırlamak ve yapmak zor biliyorum.
Eğer hatırlayamadıysak ve düşüncelerin ucu kaçtıysa, zihin bulandıysa ve bedene de etkisi başladıysa, sakinleşip merkezlenmenin en biricik yönteminin bedene dönmek olduğunu paylaşmak istiyorum.
Bedenine, nefesine, kendine, o ana, olana dön.
Dışarıya yönelen enerjini içeri topla.
Ayurveda’ya göre prana vayu’yu (düşünce, akıl yürütme süreçlerinde de görevi olan enerji diyebiliriz) dengele.
Hareketi fark et, ritmi fark et, senin kontrolünde olan şeyleri fark et.
İşte bu zihnin hapishanesinden kurtulmanın yollarından biri.
Bedenle Yeniden Güvende Olduğunu Hatırlamak
Eğer siz de zihnin hapishanesine kolayca giriyor ve orada uzunca kalıyorsanız, bu bedeninize yansıyor, belki midenize kramplar giriyor, belki elleriniz ayaklarınız buz kesiyor, belki donuyor ve hareketsizleşiyorsanız, size güzel haberim şu, bedenle çalışarak yeniden güvende olduğunuzu anımsamak mümkün.
Sizi temin ederim ki ve hatta size söz veririm ki, eğer düzenli pratik yaparsanız, kendi kendinizi regüle etmeyi öğrenirseniz (mesela şu kitapçık işinize eminim ki yarayacaktır : Günlük Yaşamda Kaygı ve Stres Yönetimi Çalışma Kitabı ) somatik çalışmalarla, yani yavaş, nazik ve farkındalıklı hareketlerle sinir sisteminize güvende olmanın ne olduğunu, nasıl olduğunu hissettirebilirsiniz.
Yine o sistematik tarafımla :) bunu beş basamağa böleceğim;
1. Önce zihnin hapishanesinde olduğunuzu fark etmeyi ve oradan çıkmayı öğreneceksiniz.
2. Zamanla bu çıkış çok daha kısa sürecek.
3. Daha iyi hissettikçe zihinle çalışmaya ve bu hapishaneye girmenize neden olan düşünce alışkanlıklarınızı fark etmeye başlayacaksınız.
4. Hapishaneye daha az düşeceksiniz.
5. Zihin sizi değil, siz zihni kontrol etmeyi öğreneceksiniz. (en zoru da bu, çünkü zihin çok güçlü. Ama imkansız değil, çalışmaya devam)
Ekim’de Birlikte Pratik
Eğer siz de kendi evinizde haftada iki gün ayırarak çalışmalarımıza katılmak ve kendiniz deneyip görmek isterseniz, Ekim ayı somatik yoga derslerimiz 10 Ekim’de başlıyor. Tanışma dersine gelebilir ve sonra başlayacak derslere kayıt olabilirsiniz.
Çevrenizde bu tür çalışmalara ihtiyacı olan kişilere göndermeyi de unutmayın. :)
Detaylı bilgi ve kayıt için:
Kendinle Bağlantı için Somatik Yoga
Dilerim aynı arkadaşımın bana ilham olduğu gibi, benim yazdıklarım da size ilham olur.
Hepimize özgürlük diliyorum.
Sevgilerimle,
Müge


