Sevilmek İçin Kendimi Kaybettiğim Yılların Yasını Tutuyorum
Instagram’da bir uçak pilotunun Kolombiya’da tanıştığı bir kadından bahsettiği bir videoya denk geldim, belki siz de izlemişsinizdir. Kadını ve çabalarını öyle güzel onurlandırıyor, ona olan beğenisini öyle açık ve korkusuz dile getiriyor ki… “Takıldım valla” diyor aklının onda kaldığını ifade ederken. Video sonunda tüm iyi niyeti ve saf enerjisi ile “Minyonsun, bir lokmacıksın ama çok güçlüsün” diyor. O kadar belli ki kadının içte ve dışta güzelliğini, yaşamı için verdiği emekleri görebildiği.
Videoyu izleyince ağladım.
Bir sürü şeye…
Beğenilmek, takdir edilmek, sevildiğimi hissetmek için bu kadar çok uğraşmak zorunda kalmama ağladım.
Böyle bir açıklığa, böyle bir netliğe sahip birine denk gelmeyişime ağladım.
Hep eksik, yanlış, hata yapmış gibi hisseden; utancı ve suçluluğu bedeninin en derinlerine saklamış, sonra bunu yetişkinliğine taşımış çocuk tarafıma ağladım.
Sadece görülme ve takdir edilme ihtiyacım nedeniyle bitiremediğim ilişkilere ağladım.
Yalnız yapamayacağıma, yeterli olmadığıma dair inançlarım yüzünden kendimi güçsüz hissedip, yanımda hep birilerinin olmasına ihtiyaç duymama ağladım.
“Belki beni seçer.”
“Belki beni görür.”
“Biraz daha anlayışlı olursam…”
“Biraz daha sabredersem…”
… sonunda ne kadar sevgi dolu, tatlı, hoş yani “yeterli” biri olduğumu anlar diye beklediğim zamanlara ağladım.
İlk beğenilme hissinde tüm standartlarımın, sınırlarımın kaybolduğu deneyimlerime ağladım.
“Yeter ki beğensin ve yanımda kalsın ” diye diye kendi gerçeğimi tamamen kaybettiğim zamanlarıma ağladım.
Görülmek ve sevilmek için çabalamayı öğrenmiş olan, içimdeki o tatlı küçük kız için ağladım…
Yas
Bunların hepsinin içimde yarattığı büyük bir yas var.
Hadi yas tutayım şimdi deyince de olmuyor. Bir anda, uygun bir zaman ve zeminde kendini gösteriveriyor.
Instagramdaki bir video, el ele yürüyen bir çift, çocuğuna sevgiyle yaklaşan bir anne…
Bir şey vesile oluyor.
Musluklar bir anda açılıyor. Bastırılmış tüm üzüntü akmaya başlıyor.
Bunlar bir süre önce biten bir ilişkilenme süreciyle birlikte yüzeye çıktı. Yazmıştım… Alice gibi gözyaşlarımda boğulacağımı sandım. Ama o gözyaşlarında yüzmeyi başardım.
Biliyorum ki o sular arındırıcı. Bir zamanlar bana önemli rehberlikleri olan Juliet Gaia’nın deyimiyle “kalbimin etrafındaki zırhlar o sularla eriyor”.
Ama her şeyi geride bıraktım, arındım ve bitti demiyorum, diyemem.
Hâlâ içimde, sürmeyen şeyler için — bir ilişki, bir sohbet, bir flört vs.— “Acaba ben yanlış bir şey mi yaptım? Daha farklı ne yapabilirdim?” diye soran küçük bir kız çocuğu olduğunu görüyorum.
Çünkü içimde hala bana kendimi suçlu ve yetersiz hissettiren bir sesin yankısı var. Acımasızca “Senin hatandır. Bir şey yapmışsındır diyor”.
Onun etkisine girmiyorum artık. Ve “Git buradan diyorum artık. Git. Burada artık yerin yok. Söylediklerinin bir hükmü yok. Artık ilişki kurmak, bağ kurmak için sürekli olarak alttan almaya, küçülmeye, uyum sağlamaya ihtiyacım yok. Artık bunları yapmak zorunda kalan o kız değilim.”
Ama hala duyuyorum.
Zamanla artık bu acımasız sesi de duymayacağımı biliyorum.
Sorular güzel. Kendine bakmak güzel ancak…
Aslında kendime bunları sormam, kendime bakmam sağlıklı bir ilişki için çok gerekli ve değerli. Ancak, benim sorma şeklimin içinde hala “suçluluk ve değersizlik hissi” var. Çünkü soru gerçekten “Bundan sonra daha sağlıklı bir bağ ve ilişki için ben neyi daha farklı yapabilirim?” yerinden değil. Daha çok, “Demek ki yine yeterli değildim” hissinden geliyor.
Ve bu iki soru arasındaki farkı gördükçe şunu daha iyi anlıyorum;
Karşımızdakine daha fazla zaman vermek, onun bizi sevmesi, seçmesi, onaylaması için değil; gerçekten onu tanımak için olmalı.
Onunla ilişkilenirken aynı anda kendi merkezimizde kalarak onu, olanı, kendimizi gözlemleyebiliriz.
Mesela;
Acaba benimle ilgileniyor mu, beni beğeniyor mu, beni istiyor mu yerine şunları sorabiliriz, izleyebiliriz;
İlgisi sürekli olmak zorunda değil. Herkesin bir hayatı var. Ama ilgisinde tutarlı mı?
İletişiminde açık ve dürüst mü?
Duygu ve düşüncelerini ifade etmekte rahat mı?
Hep kendinden mi bahsediyor? Kendi görüşleri, fikirleri, yaptıkları. Yoksa benimkileri de soruyor mu?
Bir şey fazla geldiğinde geri çekilip tamamen kapanıyor mu, yoksa yalnız kalma ihtiyacını, zamana ihtiyacı olduğunu vs. ifade edip söylediği zamanda tekrar iletişime geçiyor mu?
Değerleri neler?
Sadece ilişki devam etsin diye bana uygunmuş gibi mi davranıyor, yoksa gerçekten kendi içinde oturmuş değerleri var mı?
Ve bunlar benim değerlerimle uyumlu mu?
Dışarıdaki ilişkileri nasıl? Mesela garsonlarla, çalışanlarla, iş arkadaşlarıyla, ailesiyle
Kendisiyle ilişkisi nasıl? Kendini tanımak için, yaralarını anlamak için, daha sağlıklı ve yetişkin ilişkiler kurmak için çaba gösteriyor mu?
Parayla ilişkisi nasıl? Para onun için bir güç sembolü mü?
İlk aklıma gelenler bunlar. Ve lütfen yanlış anlamayın. Bunlar “Ben seçeceğim, bunlar da benim seçim kriterlerim” değil. Niyet kimseyi sorgulamak da değil.
Bunlar kendi değerlerini ve değerini, karşısındakinin kendine uygun olup olmadığını değerlendirmeyi, uyumu araştırmayı unutup, yaraları ve acısı sebebiyle “karşı tarafın onu beğenip beğenmediğini, isteyip istemediğini, sevip sevmediğini” birinci sıraya koyanlar için birer hatırlatma.
Çünkü sevgili arkadaşlar…
Bizim hem bireysel hem kolektif yaralarımız nedeniyle bu beğenilme, takdir edilme, sevilme arzumuz bazen öyle baskın geliyor ki, her şeker verene giden küçük kız çocuklarına dönüyoruz.
Standartlar, ihtiyaçlar, bize gerçekten iyi gelecek ve uyumlu hissettirecek her şeye dair beklentiler yerlerde kalıyor.
“Yeter ki beni seç.”
“Yeter ki beni gör.”
“Yeter ki beni sev.”
Ama bunun değişme vakti geldi artık.
Hissediyorum, görüyorum. Eminim siz de görüyor ve seziyorsunuz.
Değişiyor da.
Çoğu kadın şu an tam o “ara bölgede”. Her an eskiye düşmeye müsait ama artık ileri gitmesi gerektiğini bilen yerde.
Ve bunun için her şeyin bizimle ilgili olmadığını anlamamız gerekiyor.
Biz o “iyi kadınlar” ya da “cici kızlar” olarak — anlayışlı, sevgi dolu, büyük kalpli — her şeyi çözemeyiz -
Neden her şeyi çözemeyiz biliyor musunuz?
Çünkü karşımızdakinin de bunları görebilecek gözleri, bunların değerini anlayabilecek bir kalbi olması gerekiyor.
Ayrıca, birinin karşısındakini onurlandırabilmesi için, önce kendine güvenmesi ve onu takdir etmenin kendisini yetersiz hissettirmemesi gerekiyor. Ne yazık ki, çok ama çok yazık ki, bizim kültürümüzde bunu yapabilen insan sayısı az.
Net, açık, korkusuz
Çıkıp binlerce insanın önünde korkmadan “Ben bu kadını beğendim” diyebilmek, bir cesaret ve özgüven gerektiriyor.
Bize de;
“Ya sonra fikrim değişirse?”
“Ya onu üzersem?”
“Ya yanlış anlaşılırsa?”
Hele hele;
“Ya başkasından hoşlanırsam”
diye kendi korkularının içinde kaybolan, ne hissettiğini tam söyleyemeyen, sürekli geri çekilen dengesiz bir enerji yerine…
Videodaki gibi net, açık, korkusuz bir şekilde:
“Minyonsun, bir lokmacıksın ama çok güçlüsün.”
diyebilen (ve elbette bunu sürdürebilen) sağlıklı eril enerji gerekiyor.
Çünkü hepimiz böyle bir netlik ve mevcudiyeti hak ediyoruz.
Ve burada “hak etmek” kelimesini özellikle kullanıyorum.
Çünkü çoğumuz zaten sevgiyi, ilgiyi, açıklığı hak ettiğimize inanmadığımız için; kırıntılara razı olduğumuz ilişkilerin içinde debeleniyoruz.
Aynı erkeklerin de; onları güçleri, paraları, statüleri için değil, varoluşlarından gelen nitelikleri nedeniyle seven bir kadınla olmayı hak etmeleri gibi…
Biz de açık sevgiyi, netliği, görülmeyi ve onurlandırılmayı hak ediyoruz.
Ve iyileşme de burada başlıyor:
Birinin bizi “sevmesi” için kendimizi küçültmek (yada birini seçen pozisyonda olma kibrine kapılmak yerine) veya uyumlu, memnun edici, tatlı kadınlar olmak yerine*, karşılıklı olarak uyumu araştıran ve birlikte keyifli zamanlar geçirmek isteyen taraflardan biri olduğumuzu hatırladığımız yerde.
Eğer bu konularda benzer deneyimler yaşayan kadınlarla bir arada olmak ve eril & dişil enerjilerin dengesi üzerine hem bilgi almak hem de beden odaklı çalışma ve meditasyonlar yapmak isterseniz, Gölgeden Işığa Programı’nda bize katılabilirsiniz.
Detayları aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz.
Gölgeden Işığa: Eril ve Dişil Enerjilerde Derinleşme Programı
Ayrıca önümüzdeki hafta sevgili Betül Bayraktar ve Bilgesu Gündeş ile size güzel bir sürprizimiz var. Takipte kalınız lütfen.
Sevgilerimle.
Güzel bir bayram dileklerimle.
Müge

