Kendin için gösterdiğin çaba yeterli. Daha fazlası için zorlanmana gerek yok.
*Kendime yazdığım bir not
Bu çok kişisel bir farkındalık.
Ama bunun sadece benim için geçerli olmadığını biliyorum, başkalarında da aynı çabaya şahit oluyorum.
Bunun fark edilerek geçmediğini ve sürekli hatırlanması gerektiğini de biliyorum. Çünkü ben yıllardır böyle yapıyorum.
O yüzden şöyle diyerek başlayacağım;
Fark ediyorum ki ben DE çoğunlukla HALA kendimi zorluyorum.
Sağlığım, evim, yemeğim, alışverişim, işim için...
Hatta ilişkilerim için.
Yoğun bir çaba içine giriyorum.
Kendim için de.
Fark ediyorum ki bazen bir şeyleri olduğu gibi kabul etmek ve onunla bir süre kalmak yerine, hemen çözmek için, sakinleşmek için, kendimi iyi etmek için aşırı çaba gösterdiğim bir hale bürünüyorum ve o an “Ben gerçekten ne istiyorum, benim neye ihtiyacım var?” sorusunu sormuyorum. Aynı annemin çocukken ben hasta olunca bana yaptığı gibi (annem okusa yine konu bana geldi diyecek:)
Bu sabah yaşadığım küçük bir an
Bu sabah da bunu fark ettiğim bir an yaşadım.
Bir süredir Cem Şen Hoca ile çalışıyorum. Bu sıralar online olarak farklı eğitmenlerle Yi Jin Jing yapıyoruz. Bu sabah pratikten sonra normal şartlarda iyi hissettirmesi beklenen bir meditasyona geçtik.
Ve ben birkaç dakika sonra meditasyonda sıkıntıdan baygınlık geçirecektim.
Zaman zaman ara verdiğim olsa da yıllardır (2018’den beri), meditasyon yaparım ve bu sıkılma hali taaa ilk başladığım zamanlardan hayal meyal hatırladığım bir hal. O zamanlar hemen meditasyonu bırakıyordum.
Bugünse o halime gözlemci olabildiğimde oradaki sıkışmışlığı ve öfkeyi gözlemleyebildim.
İçinde öfkeyle yerinden kalkıp “Ben artık öylece oturup fark etmek istemiyorum, bir şeyler yapmak istiyorum, harekete geçmek istiyorum.” diyen parçayı duydum.
Meditasyonumu tamamladım ve o parçamla biraz oturdum.
Onun iyi olma çabamdan ne kadar sıkıldığını duydum.
Kendimizi geliştirme çabası ne zaman egoyu beslemeye başlıyor?
Bir biyolog olarak bu “hep iyi, sağlıklı, mutlu olma” çabasının, hem her canlı gibi bizim de içimizde olan hayatta kalma içgüdüsünden, ama daha çok da yaşamdaki pek çok şey gibi tutunduğumuz benlikten, egodan kaynaklandığını düşünüyorum.
O ego her şeyi en iyi şekilde yapmak, en iyi halinde olmak istiyor.
Bunda wellness dünyasının, kozmetik sektörünün ve new age spiritüel yaklaşımların da etkisi var bana göre.
Bizi 140-150 yaşına kadar yaşatmak isteyenler var. Bizi bedenimizden kurtarmak isteyenler var. Bir de tam aksine bizi bedenimize aşırı bağımlı yapanlar var.
Ama erdemlerle, değerlerle, doğru anlayışla ve bilgelikle yaşanmayan bir yaşam neye yarar? Bunu pek kimse sormuyor.
Ahamkara: Benlik
Bu “ben” yani ahamkara, yoga felsefesinde yanılsamalı benlik ya da küçük benlik olarak anılıyor.
Bu ego bize, beklenenin ve amaçlananın aksine manevi çalışmalar yaptırarak da güçlenebiliyor bazen.
Ben bu tuzağa zaman zaman yakalandığımızı düşünüyorum.
Kendim de geçtiğimiz yıllarda iki farklı eğitim ve çalışmadan bu nedenle ayrıldım.
Çünkü öğretiyi beni acıdan kaçmak, zorlanmadan kaçmak, kötü hissetmekten kaçmak, başarısızlıklardan kaçmak gibi gibi yerlere götürmesi için kullandığımı fark ettim.
Zor bir yüzleşmeydi. Ama sonuç olarak bunu kendimde görebildiğim ve o olanlardan ayrıldığım için çok mutluyum.
Çok ince bir çizgi
Burada çok ince bir çizgi, çok ilginç bir paradoks var.
Evet kesinlikle yaşam çok büyük.
Yaşamın büyük zorlukları var.
Kayıplar, trajediler, yaslar, savaşlar, kusurlu ve bencil tavırlarıyla bizleri zorlayan insanlar ve benzer pek çok şey var.
Ve biz insanoğlu olarak bunun karşısında çok küçük ve aciziz.
O nedenle de bir yol arıyoruz; baş edebilecek, dayanıklılığımızı arttıracak, anlayışımızı geliştirecek bir yol.
Ama bu yol, bulduğumuz bu araç, bizim egomuzu, yani benliğimizi büyütmemeli, aksine küçültmeli.
Ben bunun için kendimle çalışmaya, doğru anlayışı geliştirmek için öğrenmeye devam ediyorum.
Dilerim sizler için de öyledir ve bunu birbirimizle ve çevremizle paylaşmaya devam ederiz.
Bana iyi gelen iki yaklaşım
Şimdiye kadar yoga felsefesindeki iki yaklaşımın insana egosunu kontrol etmede yardımcı olduğunu gördüm ve hep uygulayıp hatırlamaya çalıştım.
1. Prasad Buddhi
Birincisi Bhagavad Gita’da geçen Prasad Buddhi yaklaşımı.
Bunun anlamı tam karşılığı ile “eylemlerinin sonuçlarını Tanrı’dan gelen bir lütuf, bir hediye olarak görmek.”
Kazançları da...
Kayıpları da...
Başarıları da...
Başarısızlıkları da...
İyi olmayı da…
İyi olmamayı da…
Bendeki karşılığı ise yaşamda her şeyin bir sebep sonuç ilişkisi içinde gerçekleştiğini ve bizim hiçbir şeyin sonucu üzerinde kontrolümüz olmadığını bilmek.
Biz sadece niyet ettiğimiz bir sonuç için eylemde bulunabiliriz.
Ancak sonuçla ilgili herhangi bir kontrolümüz yoktur.
2. Kleshalar
İkincisi ise Yoga Sutra’larda geçen Kleshalar.
Klesha’yı “insanın acı ve ızdırabına sebep olan beş zihinsel engel” olarak çevirebiliriz.
Bunlar:
Avidya: Hakikati görememek, manevi cehalet ve yanılsama (diğer tüm engellerin kaynağıdır).
Asmita: Ego, “ben” bilinci veya insanın kendisini sadece zihin ve beden ile sınırlı sanması.
Raga: Zevklere, nesnelere veya kişilere olan aşırı bağlılık ve tutku.
Dvesa: Acıdan, hoşlanılmayan durumlardan kaçma, nefret ve hoşnutsuzluk.
Abhinivesa: Yaşama duyulan derin tutku, ölüme direnme ve bedensel yaşama körü körüne tutunma.
Özellikle Avidya, yani cehalet, bilgisizlik ve gerçeği anlamamak ve Asmita, kendini, bu varlığını tek gerçeklik sanmak en zorlayıcı olanlar.
Avidya yani cehaletimiz, “Ben, ben, ben, benim, bana, benim için, benim istediklerim, benim istemediklerim, benim iyiliğim.” dememizin, beklentiler, istekler içinde olmamızın, hatta yukarıda bahsettiğim “aydınlanma ve yaşadığımız acıdan kurtulma” isteğimizin bile sebebi. (Ki zaten diğerleri Avidya’dan doğar diye anlatılır.)
Peki çözüm ne?
Bunların çözümü olarak ne yapalım diye sorarsanız;
Patanjali Yoga Sutraları’nda sunulan sekiz basamaklı yol bunun için. (Elbette yol çok, varılacak yer ise tek.)
Yani bu bir yolculuk. Ama bir kaçi hep hatırlayabiliriz.
Beklentisizce çalışmaya devam etmeyi...
Bazı tutum ve alışkanlıklarımızı değiştirmek konusunda disiplinli ve kararlı olmayı (Tapas),
Kendimizle çalışmaya devam etmeyi (Svadhyaya)
Ve teslimiyeti; yani büyük bir gücün varlığını (adına ne derseniz), kontrolün bizde olmadığını kabul etmeyi (Ishvara Pranidhana).
Elbette bu yolda kalkmalar, düşmeler, geri dönmeler her zaman var ve geçen hafta yazdığım yazıda anlatmaya çalıştığım gibi bunlar da yolculuğun bir parçası.
Hepimiz için dileğim
Bunları kurtulma, başarma, bir yerlere varma, daha iyi olma, hatta belki üne şöhrete kavuşma, bilinme arzusu ile (Raga) değil; kalpten gelen bir heves ve merak ile, kendimize şefkat duyarak, olduğumuz yeri görerek ve nezaketle hocalarımızdan öğrenerek ilerlediğimiz bir yolculuk olarak görmeyi diliyorum.
Yaşamdan, kendimizden, sevdiklerimizden, sahip olduklarımızdan keyif alarak...
Minnet duyarak...
Şükran duyarak...
İhtiyacı olanlara destek olarak...
Elimizdekileri paylaşarak...
Kişisel kazanımlar peşinde koşmadan...
Hakikatin burada sahip olunan hiçbir şeyle ilgisi olmadığını, bedenimiz ve zihnimizin sadece birer araç olduğunu, geçiciliğimizi hatırlayarak devam etmek ve erdemli bir yaşam sürmek mümkün olsun.
Kendine Sor
Bugün kendinize şu soruları sormayı deneyebilirsiniz:
Hayatımın hangi alanlarda arzulara kapılıyorum ve kendimi zorluyorum.
Kendimi iyi hissetmek için bile kendimi zorluyor olabilir miyim?
Yaptığım pratikler bana gerçekten iyi geliyor mu, yoksa onları bir hedefe ulaşmak için mi yapıyorum?
Sonuçları kontrol etmeye çalıştığım bir alan var mı?
Bugün hayatımda hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan sadece olduğu haliyle kabul etmeye ihtiyacım olan ne var?
Sevgilerimle,
Müge


