“Hayat akıyor ama ben dahil değilim.”
Geçen gün bir öğrencim, “Kendimi bir kenarda öylece bırakılmış, unutulmuş gibi hissediyorum. Hayat akıyor ama ben dahil değilim sanki,” dedi.
Bu hissi çok iyi tanıyorum.
Benzer duyguların içinde uzun yıllar yaşadım. Ya da o duygular benim içimde yaşadı. Hayat devam ediyordu, ben de bir şekilde devam ediyordum ama içimde bir yer, sanki bütün bunların dışında kalmış ve seyrediyor gibiydi.
Yine de devam ettim.
Her zaman büyük adımlarla değil. Bazen sadece bana iyi hissettirecek, yapmaya gücümün yettiği en küçük şeyi yaparak.
Mesela bugün şunu anımsadım; işe tahammül etmekte zorlandığım ama ayrılmayı aklımın ucundan geçirmediğim için depresyon çukurunda yaşadığım zamanlardı.
Bir gün öğle arasında bir kitapçıya gitmiştim. Kasada bir bardak altlığı gördüm. Üzerinde şöyle yazıyordu:
“Change your thoughts, you change your world.”
“Düşüncelerini değiştir, dünyan değişsin.”
Bunun doğru olduğunu çok iyi biliyordum. Ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Aldım ve masama koydum.
Sonra, bunun nasıl yapıldığını anlamaya başladığım günler geldi. Sanırım terapilerle, okuduğum kitaplarla, katıldığım eğitimlerle…
Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki buraya gelebilmek için önce oradan geçmem gerekiyordu. O karanlıktan, belirsizlikten, karmaşadan, ne olduğunu bilememekten ve olumsuz düşüncelerden…
Bazen en iyisi “rağmen” devam etmektir
Öğrencim de elinden gelenin en iyisini yapıyor.
Derslerine geliyor, terapiye gidiyor, kitaplar okuyor, kendisine iyi gelebilecek şeyleri arıyor.
Bunun ne kadar değerli ve önemli olduğunu biliyorum.
Çünkü bu tür süreçlerin içinden geçerken devam etmek gerçekten kolay değil.
Anksiyete ve depresyon dönemlerinden, umutsuzluk ve çaresizlik duygularından geçmiş olan herkes bilir bunu.
Ama burada gerekli olan ve -şifalı olan- sadece bir sonraki küçük adımı atmaktır.
O küçük adımlar, dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyormuş gibi görünürken içeride çok büyük bir dönüşüm yaratır.
Çünkü bu karanlık dönemler aslında yeniden doğum zamanlarıdır.
Karanlık doğum kanalının karanlığıdır.
O küçük adımlar olmadan ışık görülmez.
O yüzden olan biten her şeye “rağmen ve hepsiyle birlikte” devam etmek gerekir.
Her şeyi yıkmak zorunda kalmak
Ama biz döngüleri, hayatın içindeki yıkımların yerini ve iniş zamanlarının gerekliliğini ve en önemlisi de kendimizi anlamadığımızda, bunları yaşamak istemeyiz.
Bu çok anlaşılır.
Çünkü insan hayatını özenle kurmuştur. Bir düzeni, bir kimliği, bir çevresi, yıllar içinde inşa ettiği bir hayatı vardır.
Üstelik dışarıdan bakıldığında da her şey yolundadır.
Ama üzerine hayatı kurduğu şey (yani kendisi sandığı şey) artık onu taşımıyordur.
İşte o zaman, gerçek kendiliğine ulaşabilmek için bazı şeylerin yıkılması gerekir.
Zor olması da en çok bundandır.
Düşünsenize, bir bina yapıyorsunuz. Yıllarca uğraşıyorsunuz, katları çıkıyorsunuz, duvarları örüyorsunuz. Bina neredeyse tamamlanmışken bir gün temelin yanlış yapıldığını fark ediyorsunuz.
Her şeyi yıkmak kolay olmayacaktır.
Ama yine de tüm sürecin en zor tarafı bu değildir. Şudur;
Eski kimliğimiz artık bize iyi hissettirmiyordur ama yeni kimliğimiz de henüz ortaya çıkmamıştır.
İki dünyanın arasında kalmış gibi hissederiz.
Lotilko’nun Kanatları masalındaki kahramanımız Lotilko gibi…
Lotilko’nun kanatları
Masalda Lotilko’nun kanatları çalınır. Onları yeniden bulmak için oradan oraya gider, ona söylenenlere inanır, elindekini avucundakini verir, kandırılır.
En sonunda kanatları olmadığı gibi, onu koruyan başka hiçbir şeyi de kalmaz.
İnsanlara güvenmiyordur artık.
Yalnızdır.
Üşümüştür.
Ve karanlık bir ormanda tek başına kalmıştır.
Kim olduğunu, nereye gittiğini, ne yaptığınız bilmez.
Ama tam da o noktada, yerdeki tüyler parlar ve o kendine yeni kanatlar yapmaya başlar.
O karanlık, onun sonu değildir.
Yeni kanatlarıyla yapacağı yeni yolculuğun başlangıcıdır.
Mevlânâ’nın La Tehzen şiirindeki şu dizesi geliyor aklıma:
“Yapılma, yıkılmadadır.”
Yas
Tüm bunların bir de öyle bir yası var ki…
Özenle kurduğunuz bir hayatın artık size keyif vermemesinin yası…
Tanıdığınız “siz”in, artık siz olmadığını fark etmenin bir yası…
Ve bazen insanların da bunu size söyleyerek uzaklaşmalarının acısı.
“Sen değiştin.”
“Eskiden böyle değildin.”
“Bunu nasıl istemiyorsun artık?”
Bütün bunların içinde bir şeylerin elinizden kaydığını hissetmek, mümkün olabilecekken mümkün olmayanların acısını hissetmek de kolay değil…
Hepsine yer açmak kolay değil.
Hatta bazen bunu yaşamamak için kendisine iyi gelmeyen şeylerin içinde kaldığını düşünürüm insanların.
Bana değiştiğimi söyleyip uzaklaşan insanlarımın, kendi değişim korkularını yansıtmış olabileceklerini çok sonradan akıl edebildim mesela…
Elbette kayıplarının acısını yaşamama engel olmadı…
Bedenin taşıma kapasitesini artırmak
Tüm bu değişim dönüşüm süreçlerinin içinden geçmek için biraz daha esnek, biraz daha dayanıklı bir sinir sistemine ihtiyacımız var.
Bana kalırsa hayatın bizi bu zorlamalarla davet ettiği şey de tam olarak bu: sınırlarımızı bir miktar daha genişletmek.
Her şeyi hemen çözmek yerine, olanın içinde biraz daha kalabilmek.
Bilmemenin içinde.
Değişimin içinde.
Eski ile yeni arasındaki o tuhaf boşlukta.
Benim için, her zaman söylediğim gibi, sinir sistemini destekleyen somatik çalışmalar bu dönemlerde en kıymetli araçlardan biri.
Çünkü evrim gereği, zihnimiz henüz ne olduğunu anlayamazken bedenimiz bize eşlik edebilir ve biz bundan fayda görebiliriz.
Birkaç dakikalık bir hareket, nefes, dokunuş ya da sadece bedende olanı fark etmek bile “Buradayım” diyebilmenin ve kendimizle bağlantıda kalmanın bir yolu olabilir.
Yeniden başlama zamanı geldiyse;
Ben de bu çalışmaları herkesin kendi evinde, kendi kendine uygulayabileceği bir forma dönüştürmek için yıllar içinde öğrendiğim pek çok çalışmayı derslerimde bir araya getirdim.
Eğer siz de hayatınızda bir geçiş döneminde olduğunuzu hissediyorsanız ve kendinizi bu süreçte biraz daha desteklemeye ihtiyaç duyuyorsanız, somatik çalışmalar sinir sisteminizin gevşemesine ve düzenli pratikle taşıma kapasitenizin gelişmesine destek olacaktır.
2 Eylül’de yeni aylık döngümüze başlıyoruz.
Ve bu ayın temasını tahmin edin:
Hep yeniden başlamak.
Detaylara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Kendinle Bağlantı için Somatik Yoga 2 Eylül’de başlıyor.
Kolaylıkla, neşeyle ve sevgiyle olsun tüm dönüşümler.
Sevgiler,
Müge

