Hayranı olduğum biri var.
Çok tatlı, meraklı, yaratıcı ve neşeli biri. Onu yıllarca bekledim, sonunda görebildiğim ve yanında olabildiğim için mutluyum.
Ben onun daima yanında olduktan sonra başka kimin olup olmadığının bir önemi kalmıyor.
Hatta fark ediyorum ki, onun ömrünün büyük kısmı onu gerçekten görebilecek birilerini aramakla geçmiş.
En çok sevdiği insanlar ona yanında olduklarını hiç hissettirememiş. İçindeki güzellikleri, yetenekleri, güçlü yanlarını görememiş ya da gördüklerini hissettirememişler. Yaratıcılığını, zekâsını, neşesini, merakını onurlandıramamışlar.
Belki de bu yüzden onu gerçekten gören biri olduğunda ona sıkı sıkıya bağlanmış, bırakmak istememiş.
Onunla kalamayanların, kalmayanların, kalıyormuş gibi yapıp sonra gidenlerin sorumluluğunu üstlenmiş. Bunu kendisiyle ilgili zannetmiş.
Çünkü içte ve dışta güzelliğinin, ne kadar özel olduğunun, sevilmeyi ne kadar da çok hak ettiğinin farkında değilmiş. O sadece olumsuz, güçsüz, zayıf yanlarını biliyormuş.
Şimdi onu ben görüyorum.
Ondaki ışıltıyı, pırıltıyı fark ediyorum.
Kimden bahsediyorum?
İçimdeki çocuktan.
Küçük Müge’den.
Geçmişi değiştiremem. Onun hissettiği yalnızlığı, terk edilme hissini, çaresizliği ortadan kaldıramam.
Ama ona hak verebilirim.
Duygularını anlayabilirim.
Bugün yanında olabilirim.
Ve ben onun daima yanında olduğumda, kimin olup olmayacağının o kadar da büyük bir önemi kalmıyor, biliyorum.
Birilerinin gelip gitmesine daha fazla izin verebiliyor oluyorum.
İçimden gelen hayırları daha fazla seslendirebiliyoum.
Bana uygun olmayan insanları daha kolay uğurluyorum.
Böylece daha fazla deneyim, daha fazla öğrenme fırsatı elde ediyorum.
Birkaç gün sonra 40. yaşıma gireceğim. İçimdeki çocukla en derin temasımı bugünlerde yaşıyorum ve dolayısıyla;
Hayatla da…
Yakın İlişkiler İçimizdeki Çocuklar için Neden Bu Kadar Tetikleyici?
İçimizdeki çocuğu genelde en çok yakın ilişkiler tetikliyor.
O yakın temaslarda bağlanma figürlerimizle yaşadıklarımıza çok benzer bir deneyim yaşıyoruz ve bir anda annesiyle/babasıyla bağ kuramayan çocuklara dönüşebiliyoruz. O zamanki savunma mekanizmalarımız devreye giriyor.
Benim de en hızlı tetikleyicim ilişkiler.
Orada hissettiğim görülme-görülmeme, duyulma-duyulmama, anlaşılma-anlaşılmama halleri çocukluk yaralarımı çok hızlı devreye sokuyor.
Bazen olumlu deneyimler de yapıyor bunu.
Hani “love bombing” kavramı var ya.
Birileri çok hızlı geliyor. Çok yoğun duygularla geliyor. Sonra uzaklaşıyorlar.
Genelde bunu yapanlara kızıyoruz.
Peki buna izin veren bizler?
Temkinli yaklaşamayan, hemen o rüzgâra kapılan tarafımız?
Bu da görülme, sevilme, beğenilme ihtiyacımızdan kaynaklanmıyor mu?
Hep hatırlatıyorum; karşımızdakini suçlamak kolay.
Peki o sırada bizde ne oluyor?
Bu hızlı rüzgâra kapılıp, güzel duyguların içinde sarhoş olup gerçekliği kaybetmiyor muyuz?
Sonuçta karşımızdaki insanı kısa süredir tanıyoruz. Bir bağın oluşması için zamana ihtiyaç var. Güvenin kök salması için zamana ihtiyaç var. İçimizdeki çocukların duygusal açlığı bunları unutmamıza sebep oluyor olabilir mi?
İşte ben de hem olumlu hem olumsuz deneyimlerde küçük Müge’nin bu açlığını fark ediyorum.
Yıllardır. Ve her deneyimle, her yanında oluşumla o açlığın biraz daha giderildiğini görüyorum.
Çünkü onun ,ömrünün son anına kadar yanında olacak ve ona ihtiyaç duyduğu şekilde sevgi verebilecek tek bir kişi var, o da benim.
İçimizdeki Çocuk Akıl Değil, Şefkat İstiyor
Bu tetiklenme anlarında onunla mücadele etmenin, akıl vermenin, onunla mantıklı konuşmalar yapmanın hiçbir faydası yok.
Hele hele “Bak yine aynı şeyi yaptın” demenin...
Onu cezalandırmanın...
Onu yargılamanın...
Bunların hiçbiri işe yaramıyor.
Aksine, onu bizden daha da uzaklaştırıyor.
O küçük çocukların sadece şefkate ihtiyacı var.
Ve bizim onlarla kalmamıza.
Bunun kolay olmadığını biliyorum.
Uzun süre içimdeki çocukla temas kuramadım ben.
Bana bir türlü güvenmiyor, kendini açmıyordu.
Sonra gözyaşlarıyla temasımız başladı.
Ona sarılmam zaman aldı.
Ama artık kendini bana açıyor.
Hem de her buluşmamızda biraz daha fazla.
Çocukluğuma Yeniden Bakınca
Bilirsiniz, “Bugün neler yapmak istiyorsun?” ya da “Sen gerçekte kimsin?” gibi soruların cevabını bulmak için çocukluğumuza bakmamız önerilir.
Ben çocukluğuma baktığımda uzun süre sadece donukluk gördüm.
Sanki hiçbir özelliği yokmuş gibi.
Şimdi ise ona baktığımda yaratıcılığını görüyorum.
Merakını.
Keşfetme isteğini.
Teatral tarafını.
Oyun kurma becerisini.
Hayal gücünü.
O kızın en büyük hayranı benim.
İçindeki Çocukla Buluşmaya Davet
Bugün de sizinle, içinizdeki çocukla bağ kurmanıza destek olabilecek bir çalışma paylaşmak istiyorum.
Eğer bu çalışma size iyi gelir ve o bağlantıyı hissederseniz, yazının sonunda yer alan İçimdeki Çocukla Yakınlaşma Meditasyonu ve Çalışma Soruları ile devam edebilirsiniz.
Çünkü o çocuklarla bağ kurmak, onlarla düzenli olarak temas etmek; bugünkü duygularımızı anlamamızın, anlamlandırmamızın ve yaşamın getirdiği zorluklar karşısında daha dayanıklı ve cesur kalabilmemizin en önemli yollarından biri.
Yoksa ne ilişki yaşayabiliyoruz.
Ne hayallerimizin peşinden gidebiliyoruz.
Ne de yeni fırsatlar için cesur adımlar atabiliyoruz.
Umarım size de destek olur.
Şimdi aşağıdaki metni yavaşça okuyun. Sonra gözlerinizi kapatın ve hayal edin...
İçindeki Çocukla Kısa Bir Buluşma
Rahat bir pozisyon bulun ve birkaç derin nefes alın.
Şimdi kendinizi denize doğru inen bir merdivenin başında hayal edin.
Yavaş yavaş aşağı iniyorsunuz.
Karşınıza sakin bir sahil çıkıyor.
Bir süre denizi izleyin.
Sonra uzakta bir çocuk fark edin.
Bu çocuk sizsiniz.
Çocukluğunuzdaki siz.
Onu uzaktan izleyin.
Kaç yaşlarında görünüyor?
Ne yapıyor?
Yüz ifadesi nasıl?
Şimdi yavaşça ona doğru yürüyün.
Yaklaşmanıza izin veriyor mu?
Size bakıyor mu?
Yanına oturmanızı ister mi?
Eğer izin veriyorsa, onun yanına oturun.
Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmadan.
Onu neşelendirmeye çalışmadan.
Onun için bir şey çözmeye çalışmadan.
Sadece yanında olun.
Belki ona şöyle söylemek isteyebilirsiniz:
“Seninle biraz vakit geçirmek istedim.”
“Seni görmek istedim.”
Bir süre onunla kalın.
Nasıl göründüğüne dikkat edin.
Nasıl hissettiğine dikkat edin.
Ve onunla olan bağlantınıza bakın.
İzin verirse elini tutun, sarılın. Ya da oyun oynayın beraber.
Ona her zaman yanında olduğunuzu söyleyin. Daima. Onu asla bırakmayacağınızı.
Hazır olduğunuzda ona bu buluşma için teşekkür edin.
Ve istediğiniz zaman tekrar gelebileceğinizi bilerek sahilden yürüyün, aynı merdivenlerden çıkın, bulunduğunuz ana dönün.
Birkaç Dakika Ayırıp Yazın
Çocuk kaç yaşlarında görünüyordu?
Onunla temas etmek kolay mıydı, zor muydu?
En çok hangi duygusu dikkatinizi çekti?
Onda bugünkü yaşamınızla bağlantılı bir şey fark ettiniz mi?
Bu çocuk en çok neye ihtiyaç duyuyor gibi görünüyordu?
Onun en sevdiğiniz özelliği neydi?
paylaşmak isterseniz yorumlarda deneyiminizi yazabilirsiniz…
İçimdeki Çocukla Yakınlaşma Meditasyonu
Eğer bu kısa çalışma içinizde bir yerede dokunduysa, aşağıdaki meditasyonla yolculuğunuza biraz daha derinden devam edebilirsiniz.
Bu çalışma şunları içeriyor:
🎧 Meditasyon Ses Kaydı
Nazik somatik hareketler ve köklenme
Nefes ve beden farkındalığı
Küçük halinizle güvenli bir buluşma
Yetişkin yanınızın desteğini ve şefkatini hissetme
📝 Çalışma Soruları
İçinizdeki çocuğun ihtiyaçlarını fark etme
Bu ihtiyaçların bugün ilişkilerinize nasıl yansıdığını görme
Kendinizle daha derin bir bağ kurma
İçindeki Çocukla Yakınlaşma Meditasyonu ve Çalışma Soruları

Hatırlayalım, ihtiyacımız olan tek şey, içimizdeki çocuğa daima sevgi dolu gözlerle bakmak ve daima onun yanında kalabilmek. ❤️
Sevgilerimle
Müge


Bayıldım 🤍🌸