Dün sabah bir uyandım, yanımda bir kadın yatıyor.
Yapmak için bir, yapmamak için bin sebebi olanlar o kadını iyi tanır.
Dün sabah bir uyandım, yanımda bir kadın yatıyor.
Yan tarafına uzanmış, sağ eli başının altında, dik dik bana bakıyor.
“Uff yaaa” deyip arkamı döndüm.
Yine gelmiş...
Neden geldiğini biliyordum.
Uzun zamandır yapmak istediğim bir şey var ve bugünlerde onun için somut adımlar atıyorum.
O da bunu duyunca sağolsun hemen gelmek istemiş.
Kimden mi bahsediyorum;
Sabotörümden.
Tanıştırayım; Şöfor Nebahet’ten sonra Sabotör Sabahat.
Dün sabah bir anda fark ettim;
Bu konu için uzun zamandır araştırma ve hazırlık yapıyorum.
Ama bugün sorsanız, bu planımı hayata geçirmemek için binlerce sebep bulabilirim.
“Hazır değilim. Gerek yok. Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Neden yapayım ki zaten yapmadan da oluyor. Ama nasıl yapacağımı tam bilmiyorum. Ya düşündüğüm gibi olmazsa...”
Yani yapmak için bir nedenim varsa, yapmamak için bin sebebim var.
Kimin yüzünden sizce?
Tabi ki ben adım atmaya başlayınca haber vermeden yatılıya gelen sevgili sabotajcım yüzünden.
Hoş geldin Sabahat, Neden geldin?
Onun bu ukala halini, tavrını çok iyi biliyorum.
Çünkü artık onu tanıyorum.
Hem de iyi tanıyorum.
Bazen hala söyledikleri sinirimi bozuyor, inanıyorum.
Bazen de gerçekten gülüyorum, o kadar saçmalıyor ki.
Onu daha önce de evimde bulduğum çok oldu.
Çok uzun kaldığı zamanlar oldu.
Artık onunla mücadele etmiyorum.
Çünkü artık şunu çok iyi biliyorum;
O ne derse desin,
Benim yapmak için bir sebebim varsa,
O sebep kalbimden geliyorsa
Yapmamak için bin sebebimin olmasının
HİÇ - BİR - ÖNEMİ - YOK.
Aldığım en mantıksız ama en iyi karar: İstifa etmek
Bakanlıktan ayrılmaya karar vermek tam 2 yılımı aldı. Çok zorlayıcı bir karardı. Tüm hayatın, yerin yurdun, emekliliğin belli ve sen kendini bir belirsizliğe atıyorsun. Yoga eğitmenliği yapacağım, ayurvedik danışmanlıklar yapacağım diyerek. İnanın bunu duyduğumda boş gözlerle yüzüme bakan çok insan oldu :) “Kafayı mı yedin sen?” der gibi. Para kazanıp kazanmayacağın, bu işi yapıp yapamayacağın belli değil. Yanımda bunu kalpten destekleyen pek kimse yoktu açıkçası. Varlıkları için şanslı hissettiğim bir iki arkadaşım ve kardeşim dışında. Ama o kararı aldım. Önce ücretsiz izne ayrıldım. Böylece deneyecek, duruma bakacaktım. Eski eşim ve ailem bunu içlerine biraz sindirebiliyordu -sonuçta olmazsa dönebilecektim. Ama ben tası tarağı toplayıp çıktım. Bana göre istifadan farkı yoktu. Dönmeyecektim.
Ama tabi tüm öğrenciler kollarını açmış beni beklemiyordu. Gündüz dersleri boş geçiyordu. Moralim bozulmaya başlamıştı. Eğitmenim Ayurveda’nin ileri eğitimine devam etmemi istiyordu ama kaynaklarım azalıyordu. Derken bir de pandemi oldu. Stüdyo kapandı. Evlere kapandık. İlişkide çatırdamalar başladı. Sonra her şey çatırdamaya başladı ve aşağıya doğru bir iniş....
Bu süreci nasıl geçirdiğimi zaman zaman yazdım, paylaştım. Bugünse bu sürecin sonunda ne olduğunu yazmak istiyorum.
Ankara. Ağustos sonu.
Depresif ve yalnızım.
Eski eşimle ekip duygumuzu kaybetmişiz.
Ayrı şehirlerde, kendi hallerimizdeyiz. İkimiz de ne yapacağımıza baktığımız bir süreçten geçiyoruz.
Ücretsiz iznimin bitmesine birkaç gün var, öğrencim yok, danışanım yok. Babama “Baba peki beni anlıyor musun diye sormuşum ve o da anlamıyorum kızım ne yazık ki, bizim için devlet memuru olmak çok vazgeçilmez bir şey olduğu için anlayamıyorum.” demiş nezaketle. Aklımda bu dönüp duruyor. Anlaşılmamamın acısı mı daha çok acıtıyor, ne yapacağını bilmemek mi…
Hiç bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmemişim. Desteksizim.
Karar verme baskısı altındayım.
Düşünüyorum. Geri dönmem en mantıklısı.
İşe dönmek için bir sürü sebebim var. Hepsi de çok mantıklı.
Bir süre daha çalışıp sonra da istifa edebilirim değil mi?
Biraz ferahlayıp.
O sırada koşullarımızı iyileştirebiliriz.
En akılcısı bu...
Ama 9-6 orada olmak. Tüm enerjimi oraya vermek. Yapmayı en çok sevdiğim şeylere çok az zaman bulacak olmak.
Tamam en akıllıcası bu.
Peki en kalp açıcısı bu mu?
Kalp açıcı yoga
İznimin bitmesine 5 gün vardı.
O günlerde bir yoga okulunun 3 günlük online bir inziva duyurusunu gördüm. Tam da benim şansıma, öyle konularda atölyeler ve dersler vardı ki. İş yerinde mutlu olmak, ilişkiler ve bağlanma ve çok sevdiğim bir hocanın yoga dersleri.
Hemen aldım.
İnziva başladı. Son 3 günüm. Telefonumu kapattım. Kendimi eve kapattım.
Rehberlik almak, topluluk hissi, eğitmenlere duyduğum güven...
Hepsi bana çok iyi geldi. Nefes aldığımı hissettim.
Son gün akşam, hoca bir kalp açıcı yoga akışı paylaştı.
Sık sık da sordu “ What is your deepest desire in your heart?”
“Kalbinizdeki en derin arzu nedir?”
Sürekli dikkatimizi kalbimize getirerek sormaya devam etti. Ne istiyorsun? Neden korkuyorsun? Özlemin neye? gibi sorular...
Ağlamalar geldi...
Büyük büyük gözyaşları...
Bilmiyorum dedikçe ağladım.
Bilmeye bilmeye yürüyüşe çıktım.
Sonra çok basit ve çok komik bir şey oldu.
Yürürken, pazartesi işe nasıl gideceğimi düşündüm. Araba bende değildi.
Pazartesi işe nasıl gidecektim. Soru buydu.
Ve bir an dedim ki “Ama ben işe gitmek istemiyorum”.
O an anladım.
Bir anda yapabileceğimi anladım.
Kalbimin beni yanıltmayacağını anladım.
Sadece korktuğumu anladım
Nenehatun Caddesi’nin karanlık çökmüş sokaklarında kendi kendime yürürken içimden, dışımdan söyledim durdum;
“İstifa ediyorum. Ne olursa olsun Saçma da olsa. Mantıksız da olsa. Daha çok çalışırım, tekrar tekrar denerim, bir şekilde yaparım.”
Çünkü anladım, binlerce değil, milyonlarca mantıklı sebep olsa da.
Bu benim kalbimin gerçeği, kalbimin arzusuydu ve yapmam gereken buydu.
Ve eski eşime haber verdim. Cümlemi çok iyi hatırlıyorum “Kulağa çok mantıksız geldiğini biliyorum. Ama kararım bu.”
Hayat büyüktür her şey
Sonra, hayat sürprizlerle dolu olduğu için ve kararları veren biz değil hayatın kendisi olduğu için bambaşka şeyler oldu. Belki de yaşam cesaretimi ödüllendirdi.
İstifa kararım ve elimde çikolatamla Bakanlığa gittiğim gün, hatta sabah hatta neredeyse an, evden çalışılmaya geçildiği haberi geldi ve bu benim için çok güzel bir fırsattı. Yaklaşık 6 ay kadar çoğunlukla evden çalıştım, kalan vakitlerimde derslerimi, seanslarımı yeniden düzene oturttum, web sitemi yayına aldım. Sonra da yumuşacık ayrıldım...
İşte şimdi, yıllar sonra, bana yapmamam için bir sürü sebep getiren o sesi yeniden duyunca hatırladım, kendime hatırlattım ve sizinle de paylaşmak istedim;
Bazı kararlar var ki,
Yapmamak için bin tane sebep bulabilecekken,
Yapman için bir sebep varsa;
Ve o sebep kalbinin derinliklerinden geliyorsa.
Sadece YAP.
Emin ol destekleneceksin.
Ve sabotajcıdan korkma. O sadece bir misafir. Kalıcı değil.
Ona gülümse, onun seni korumaya çalıştığı şeyin,
Gerçek olmadığını anla.
O zaman o sessizce bavulunu alıp gidecek.
Önümüzdeki hafta bu Sabötör Sabahat’e rağmen, yapmak istediklerimizi yapmamızda bize neler yardımcı olabilir bunlardan bahsetmek istiyorum.
Sizin de bir sabötörünüz var mı? Sizin onu evden uğurlama yöntemlerinizi de duymayı isterim.
Sevgilerimle
Müge


O kadar iyi anlıyorum ki, aynı şeyi yaptım! Tam 13 sene çalıştığım bakanlıktan istifa ederken bildiğim tek şey kalbimin sesini dinlemem gerektiğiydi. Tam 13 sene bunun hayalini kurdum! Bu 13 senede iki büyük rahatsızlık geçirdim. Onlar bana ruhumun ve kalbimin gönderdiği mesajlardı. Üstelik toksik bir evliliğim vardı. Önce bu toksik evliliği bitirdim sonra da istifa ettim. Artık başka şansım kalmamıştı mesajları almayı kabul etmekten başka. 2 sene oldu, hala iş bulamadım ve çok ani bir şekilde kendimi yurt dışına taşınmış şekilde buldum. Bunun için ne doğru dürüst birikimim ne de dilim vardı. Ama güçlü bir el ( bu ailem ya da birisi değil, zira kimse yok) her zaman destekledi ve bir şekilde buraya kadar geldim. Hala iş arıyorum bir de öğrenciliğe döndüm 39 yaşımda yeniden :) İnanılmaz karamsar günlerden geçerken paylaşımın bana yeniden hakikati hatırlattı. En olumsuz sandığımız koşullarda bile destekleneceğimi ve yeni bir mucizenin eşlik edeceğini biliyorum. Yeter ki doğruluktan, iyilikten, saflıktan, sevgiden, neşeden ayrılmayalım...
o içindeki sesin zihnindeki o korkak sabotajcının adını koyup ona gülümseyerek bakabilmen ne kadar cesurca ve güzel
kalbinin derinliklerinden gelen o tek bir gücün mantığın bulduğu binlerce korkuyu nasıl yıktığını öyle içten anlatmışsın ki
bize kendi hayatımızda durakladığımız o anları cesaretle hatırlattın
bazen sadece kalbinin o derin arzusuna inanmak ve belirsizliğe adım atmak gerekiyor çünkü hayat gerçekten o cesareti sessizce ödüllendiriyor
o sabotajcı Sabahat ne zaman gelse kalbinin sesini dinleyip ona kapıyı gösterecek gücün var
kalbine ve bu samimi cesaretine sağlık