Kimse bize cinsellikten bahsetmedi. Biz de ondan utanmayı öğrendik...
Çocukluk
İlkokul üçüncü sınıftayım. Günlerden çarşamba, serbest kıyafet günü.
O gün teyzemin bana diktiği çok tatlı turuncu renkte, kumaşının yumuşak dokusunu hâlâ hatırladığım bir etek-ceket takımımı giymişim. Beni okula babam bırakıyor.
Önde onun yanında sağ koltukta oturuyorum. Tam arabadan inerken babam bana bakmadan “Bir daha bu eteği giyme, çok kısa” diyor.
Utanıyorum.
Eteği çok seviyorum ama babam öyle istiyorsa… Bir de bana bakmadan konuşuyorsa. Bu kötü bir şey.
Bir daha uzun yıllar kısa etek giymiyorum.
Lise
Galiba Lise 1’deyim.
Kot bir elbisem var. Baştan sona düğmeli. Hafta sonu bir arkadaşımla Tunalı’da bir kafeye gidiyoruz. Yanıma fotoğraf makinamı alıyorum. Saçlarım iki yandan topuz. Hafif makyaj yapmışım.
Eteğin alt düğmeleri açık. Bir ayağım önde poz veriyorum. Hafif bacak dekoltemin farkında değilmişim gibi.
Sonra fotoğrafları çıkartıyorum. Okulda bakıyoruz. Beğenilmek hoşuma gidiyor. Şimdiki gibi Instagram yok; bu üniforma dışı hallerimizle kendimizi göstermenin tek yolu.
Sonra bir gün annem fotoğrafları görüyor.
“Bunlar ne böyle, neresi burası, bu kıyafet ne böyle?” diye kızmaya başlıyor.
Sakinleştirmeye çalışıyorum, anlatmaya çalışıyorum, anlamıyor. Kızıyorum.
Ve içten içe “Kötü bir kızsın, kötü bir şey yapan kötü bir kızsın Müge" yi hissediyorum.
Kelimelerin arkasında yatan bir şey var: söylenmeyen bir söz.
Onu duyuyorum.
Kafa karışıklığı
Bütün genç kızlığım etrafta açık ya da dekolte giyinen kadınlar, televizyon ya da gazetelerde ünlüler gördüğümüzde onlara yapıştırılan “teşhirci” damgalarını duymakla geçiyor.
Dikkat çekici olmak kötü.
Dekolte kötü.
Kısa giymek kötü.
Kullanılmak gibi kelimeler var. Nasıl?
Bekaretin korunması var. Neden?
Bilmiyorum.
Cinsellikle ilgili bir dersimiz var ama hoca utancından hiç bir şey anlatamıyor .
Hiçbir şey bilmiyorum.
Ayıp bunlar. Bunu biliyorum.
Beğenilmek istemek ayıp.
Sevgilin olması ayıp.
Bunları deneyimlemek istemek çok ayıp.
Lisede öpüşürken gördüğü bir çifti törende rezil ediyor okul müdür yardımcısı.
Kendisinin öğretmenlerle kaçamakları ise bizim kulağımıza geliyor.
İğrenç, korkunç bir karmaşa.
Üniversite
Üniversitedeyim.
Şehir dışında bir okul. O da akrabalar olduğu için.
Ayrı evde kalmama izin verilmiyor. Teyzemlerle kalıyorum. Eniştem esktra babalık yapıyor. Giriş çıkışlar saatli.
Hem anneme, hem babama hem onlara sürekli hesap veriyorum, hepsinden tek tek izin istiyorum.
Bir yerde kalmak zor.
Zaten çocukluğumdan beri bir yerde kalacaksam evde çanlar çalıyor.
Çünkü abisi, babası vs. bana bir şey yapabilir. Bunlar soruluyor önce.
Bazen kaçıyorum.
Çünkü gece çıkmama izin yok.
Gizli saklı bir şey yapmaktan nefret ediyorum. Ama başka şansım yok.
Bir gün anneme saf bir şekilde diyorum ki:
“Anne başıma gündüz de bir şey gelebilir, şurada araba çarpabilir mesela.”
Annem kaşlarını çatıp bağırıyor:
“Git yat o zaman birinin altına.”
Meğer korkusu buymuş. Bana bir şey olması değilmiş.
Bunu anlıyorum. Kalbim cız ediyor.
Evlilik ve kopuş
Sonra yıllar geçiyor.
Zaman içinde cinsellikle ilişkim bitiyor.
Fizyolojik bir şey yok. Sorunlar kafamda.
Pis geliyor cinsellik.
İstemiyorum.
Hayattan da keyif almıyorum o zaman. Her şey boş ve anlamsız geliyor.
Neden yaşadığımı, yaptıklarımı neden yaptığımı bilmiyorum.
Elbette durumlar zorlaşıyor, ilişki zorlaşıyor…
Kimse anlayamıyor beni o zaman, ben dahil.
Şimdi baktığım yer
Şimdi baktığımda, pek çok çalışma, eğitim, terapi, okuma vs sonrasında bile kafamda hala cinselliğin çok ahlaki bir yerden ele alındığı bir yer görüyorum.
Bedenimin istediği veya istemediği değil, zihnimin ayıpları, tehlikeli buldukları, kültürel kodlar, tabular…
Bunların gençliğimde cinselliğimi ve aslında bedenimle ve kendimle bağlantımı nasıl şekillendirdiğini, daha doğrusu BOZDUĞUNU görüyorum.
Diğer yandan bilimsel olarak bunun bir kanıtı olmasa da; cinselliği ahlaki normlar içine sokmayan toplumlarda yetişen bireylerde utanç ve suçluluk gibi duyguların daha az yer bulduğu aşikar. Dolayışla kendine güven ve özgün ifadenin ise daha çok yer bulduğu…
Biyolojik ama biz ayıp diyoruz.
Bizim örf, adet, geleneklerimize uymuyor denilen şey ise aslında bedenimizin yaratıcı enerjisi.
Biyolojik bir enerjiye “bize uymuyor” diyoruz yani.
Onu tehlikeli ve ayıp buluyoruz.
Bu durumda da hem kendi kimliğimizi, özümüzü ortaya koymakta zorlanıyoruz hem de bize canlılık, neşe, haz ve keyif veren çok güzel bir şeyden utanç duyuyoruz.
Bunun bizi biraz eksik, biraz kopuk yaptığına inanıyorum.
O nedenle de benim zamanında yaşadığım gibi evliliği ya da ilişkilerinde cinsel soğukluk, isteksizlik yaşayan ya da orgazm olamayan kadınların eğer fizyolojik bir işlev bozukluğu yoksa, arkada yatan, ailelerinden aldıkları inanç ve düşünce kalıplarına bakmalarının faydalı olacağına inanıyorum.
Daha büyük resim
Diğer yandan bu sadece ülkemize özgü bir durum değil.
Kadınların cinsel enerjileri nedeniyle “baştan çıkarıcı” görülmeleri ve bunun bastırılması oldukça eski bir hikâyenin parçası.
Örneğin Adem’in ilk eşi, özgür, dik başlı ve cinselliğine sahip çıkan bir kadın oluşu nedeniyle cennetten kovulan Lilith.
Bu nedenle sadece doğu kültüründe değil, batıda da kadının erotizmi, cinselliği hala belli şekillerde ayıplanıyor, dışlanıyor.
Oysa bu enerji bizim yaratıcı enerjimiz.
Bize canlılık veren, harekete geçiren, kendi varlığımızı ve özgünlüğümüzü ortaya koymamıza yarayan enerji.
Onu geri almalıyız.
Davet
Eğer bu yazdıklarım sizde de bir karşılık buluyorsa, bu konuları birlikte daha derinlemesine keşfedeceğimiz, kadın kadına bir çalışma alanımız var.
“Gölgeden Işığa: Eril ve Dişil Enerjilerde Derinleşme” programı.
11 Haziran’da başlıyoruz.
Bu programda Lilith ve Havva arketipleri üzerinden; beden, arzu, utanç, ilişki ve ifade alanları da dahil olmak üzere kadının gölgede kalmış yanlarına birlikte bakacağız.
Eğer kendi bedeninizle, arzularınızla ve görünür olma halinizle kurduğunuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmek istiyorsanız, bu alan ve birlikteliğimiz size de iyi gelebilir.
Detayları aşağıdaki bağlantıda bulabilirsiniz.
Gölgeden Işığa: Eril ve Dişil Enerjilerde Derinleşme Programı
Umarım bir arada oluruz.
Dişiliğimizi ve gücümüzü geri almak için birlikte bir adım atmak üzere…
Sevgilerimle
Müge


valla çok doğru