Bir sonraki ödülü beklerken...
Hız ve rekabet çağında kendinle bağlantıda kalmak
Geçtiğimiz günlerde Instagram’da, içinde yaşadığımız hız ve yarış kültürünü anlattığım bir gönderi yayınladım.
Bu çağda bizden sürekli üretmemiz, çalışmamız, başarmamız bekleniyor.
Sanki “daha fazlası” dışında bir seçenek yok.
Bir şeyi elde ettiğimizde zihnimiz hemen soruyor: “Peki sırada ne var?”
Ben de uzun yıllar bu döngünün içindeydim.
Kendi içime doğru olan yolculuğumun henüz başlamadığı zamanlarda çok sık dışarıya seyahat ederdim.
Belki bir tür kaçıştı bu; oyalanmak, uzaklaşmak, hissetmemek için.
Birkaç ayda bir Avrupa tatili... Ve sanıyorum, Budapeşte dönüşüydü, yavaş yavaş üzerime çöken ağırlık hissini hatırlıyorum.
İşte bu da bitmişti.
Artık yetmiyordu. Hemen bir sonrakini planlamak istiyordum.
Ama o “bir sonraki” döngüsü bitmiyordu.
Aynı şeyi bugün her yerde görebiliriz.
“Bunu yaptıysan şimdi sırada şu var.”
“Bunu başarırsan terfi alabilirsin, bir üst seviyeye geçebilirsin.”
Puanlar, miller, hedefler, başarılar, rozetler…
Kapitalist sistem sürekli bir sonraki adımı işaret ederken, bizler de bu ritme ayak uydurmaya çalışıyoruz.
Ve bu bir alışkanlığa dönüşüyor: Hızla koşmak, yetişmek, yakalamak.
Her şey acil. Her şey önemli.
Durmak ve yavaşlamak, geride kalmak ve kaçırmak gibi geliyor.
Düşünsenize, artık durmak bize tehdit gibi geliyor.
Bu normal olabilir mi?
Sosyal medya bu hissi daha da derinleştiriyor.
Bir bakıyorsun herkes bir şey yapıyor. Çalışıyor, geziyor, yaratıyor, paylaşıyor.
Ve sen de öyle olmalısın gibi geliyor.
Olamıyorsan, sende bir eksiklik varmış gibi…
İşte böyle başlıyoruz kendimizden uzaklaşmaya.
Kendimizle, bedenimizle, duygularımızla ve ritmimizle bağımızı kaybediyoruz.
Ve bu kopuşun sonu çoğu zaman şunlardan biri oluyor;
Bir hastalık ya da tükenmişlik…
Üstelik sadece bu koşuşturma değil, hayatın kendisi de bizi savurabiliyor.
Yaşadığımız olaylar, duygusal iniş çıkışlar, dünyadaki şiddet ve karmaşa karşısında da merkezimizden uzaklaşıyoruz ve ritmimizde değişiklikler oluyor.
Ama tabi ki hiç bir para odaklı sistem, şu an Gazze’deki zulme çok üzgün olduğunuz, ülkenizdeki yangınlar konusunda endişeli olduğunuz ya da yaşanan adaletsizlikler karşısında kaygılı ve öfkeli hissettiğiniz için size “Bugünlerde biraz endişelisin, istersen bu ara biraz az çalış, çünkü insanız, tabi ki üzgün ve çaresiz hissetmemiz çok normal” demiyor. Bu sistemin içindeki ev sahibiniz de bu ay kira vermesen de olur demediği için, ritmimizden, doğamızdan, ihtiyaçlarımızdan uzaklaşıyoruz. Ve ne yazık ki iyileşemiyoruz.
Napıyoruz. Biz de sisteme ayak uyduruyoruz işte.
Bunun için de kendimizden o veya bu şekilde kopmayı beceriyoruz. Sistem onlar için gerekli araçları da bize layıkıyla sunuyor zaten. Alkol, yemek, lüks tüketim, tütün, diğer bağımlılık yapıcı maddeler. Bunlar olmadı mı, ilaç, antidepresan?
Çok üzgünüm tüm bunları yaşamak zorunda kaldığımız için.
İnsan doğamızdan kopmak zorunda kaldığımız için.
Doyasıya öfkelenip, çaresiz hissedip, üzülüp, ağlayıp şu an içim yanıyor ve başka bir şey yapmak istemiyorum diyemediğimiz için.
Dediğimizde duyacak pek kimse olmadığı için.
İç seslerimiz bizde bir sorun olduğunu söylediği çünkü çocuk benliklerimiz bunu öğrendiği için…
Duyguları ortaya koymak ayıp olduğu için.
Birbirimizi duyamadığımız, hissedemediğimiz, anlayamadığımız, birbirimizden bu kadar korktuğumuz ve uzaklaştığımız için.
El ele verip birlikte hareket edemediğimiz için.
Bugün dileğim tüm bunları hissetmek. Bunların içimizden geçmesine izin vermek.
Sistemin içinde olsak da kendimizle kalabiliriz. Kendimize boşluklar yaratabiliriz. Belki doğada, belki yoga matında, belki evin karşısındaki iki üç ağacın yanında. Belki kalemi kağıdı alıp yazıp çizerek, kendimize sarılarak, belki duş alarak, belki yakın bir dosta anlatarak.
Ağlamak, sızlanmak, bağırmak, çağırmak, korkmak, öfkelenmek.
Hepsine yer açmak. Kendine, duygularına şefkatle alan tutmak…
Sonra yeniden kalkarız. Kendi ritmimizi buluruz.
Dün Amit Pagedar’ın çok güzel bir cümlesini okudum;
“Teslim olmak şunu anlamaktır, tüm gücünü bıraktığında, gücün sana katlanarak geri döner.”
Bırakmayı diliyorum. Gücümüze kalpten inanıyorum.
Haftaya sizinle Ayurveda’nın ritmimizi yeniden bulmamıza yardımcı olacak bazı pratik bilgilerini paylaşacağım. Ayurveda sevenler, burada kalın.
Çok sevgiler
Müge

