Artık hayatımdaki erkeklere alan tutmak istemiyorum.
Lilith'in dönüşü...
Geçen gün içimden bir anda bu cümle yükseldi:
“Artık hayatımdaki erkeklere alan tutmak istemiyorum.”
İlişkilenmeye çalıştığım birçok erkeğe, aslında en çok benim beklediğim şeyi verdim.
Şefkati. Mevcudiyeti. Duygusal alanı.
Mesajlarını önemsedim.
İletişimimizi önemsedim.
Hep bağ kurmaya ve o bağı sağlam tutmaya çalıştım.
Geri çekildiklerinde onları anlamaya çalıştım.
“Onun da yaraları var” dedim.
“Şimdi arkadaşlarıyla.”
“Şimdi işi var.”
“Şimdi meşgul.”
Sabah mesajlarını, gün içinde küçük bir yoklanmayı severken, bunlar olmayınca kendime “Artık çocuk değiliz, büyü biraz, böyle şeyler bekleme, kendi hayatına bak” dedim.
Bir şeylerin yolunda gitmediğimi hissettiğimde paylaşmak istedim ama sustum.
“Şimdi fazla olur.”
“Fazla hassas görünme.”
“Fazla duygusal olma.”
Davetlerim karşılıksız kaldığında içimde incinen tarafı yine ben sakinleştirdim.
“Olabilir.”
“İşi vardır.”
“Belki bir şeylerden zorlanıyordur.”
Sinir sistemim hissettiğim dalgalı, değişken ilgiden yorulurken kendime,
“Sürekli ilgi bekleme sen de” dedim.
Kendimi bastırdım. İçimdeki çocuğu susturdum.
Karşımdakini anlamaya devam ettim.
Bir şeyleri dile getirmek zor geldi.
Kelimeler boğazımda düğümlendi.
Konuşabildiğimdeyse alacağım tepkiden korktum.
Gitmelerinden korktum aslında.
Ama bu korkan tarafıma değil, onlara alan tuttum.
Ben gri alanları hiç sevmedim.
Netliği sevdim.
Ne istediğini bilen insanları sevdim.
“Şu an ne istediğimi bilmiyorum” demek bile bir netlikti benim için.
Ama bu da gelmedi. Tahmin etmem, sonuç çıkarmam, yorum yapmam gerekti.
Bunlar zordu. Yorucuydu.
Yine de o gri bölgelerde dolaşmak için kendimi zorladım.
Tedirginlikle.
“Zaman tanı” dedim. “Bağ kurmak kolay değil.”
Ama denizin bir anda derinleşmesi ve ayaklarının yerden kesilmesi nasıl yüzme bilmeyen birini korkutursa, ben de öyle korktum bazı anlarda.
Çünkü karşımdaki, ihtiyacım olan mevcudiyeti sunmuyordu.
Bununla beraber bunun için kimseyi suçlamıyorum.
Orada kalmayı seçen bendim.
Ve baktığımda şunu da görüyorum;
Biri sizinle olmak için çok hazırsa, istekliyse, hiç bir standardı, beklentisi yoksa, hep verici, anlayışlı bir haldeyse burada da şüphe edilecek bir şey var…
Neden bu kadar hazır?
Beni henüz yeterince tanımadan.
Neden bu kadar verici?
Karşılığında bir şey beklemeden.
Herkes karşıdakine “kaçıngan, bağlanmayı bilmiyor, korkuyor” deyip kendini temize çıkarıyor.
Ben ne yapıyorum? demiyor.
Ben ne yaptığımı görüyorum.
Evet bazıları gerçekten de korkuyordu, kaçma eğilimleri vardı.
Ama benim yok muydu?
Benim de çoooook eskilerden tanıdık olan o duygusal yoksunluk ve boşluğu yeniden hissetme korkum nedeniyle aşırı ve hızlı bağlanma, her şeyden emin olmak için belirsizliği ortadan kaldırma eğilimim vardı.
Ama işte ben kendi içimdeki o güvensiz ve değersiz olduğuna inanan, sevilebileceğine inanmayan, güzel bir ilişkinin içinde karşılıklı bir güvenle var olabileceğine inanmayan tarafıma alan tutamadım. Onun yanında kalamadım.
O yüzden de birilerinin kalmasını istedim. Onu sevmesini.
İnandığım gibi olmasın, gitmesinler diye de elimden geleni yaptım.
O nedenle de,
Havva arketipini ete kemiğe büründürdüm.
Anlayan.
Şefkat gösteren.
Koşulsuz seven.
Ama öfkem…
Sınırlarım…
İhtiyaçlarım karşılanmadığında hissettiklerim…
Onları hep halının altına süpürdüm.
Çünkü öfkem olursa sevilmeyeceğimden korktum.
Sınır koyarsam yalnız bırakılacağımdan korktum.
İhtiyaçlarımı söylersem cezalandırılacağımdan korktum.
Çocukluğumdan beri öğrendiğim şeyler bunlar olduğundan.
Bu yüzden içimdeki Lilith’le, karanlık kadınla bağ kuramadım uzun süre.
Sonra Lilith hep gölge haliyle çıktı ortaya.
Yıkıcı haliyle.
“Artık buna tahammülüm yok” diyerek.
Her şeyi alaşağı ederek.
Bazen karşımdakini de acıtarak.
Çünkü o karanlık dişilin de görülmeye ihtiyacı vardı.
Ve değişmez bir kural olarak;
Bastırdığımız her şey de en yıkıcı formunda, gölge olarak yüzeye çıkar.
Şimdi biliyorum.
Lilith’e ihtiyacım var.
Sınır koyabilen yanıma.
Kendi değerini bilen yanıma.
Hayır diyebilen.
Gidebilen.
Ve ışığını onu gerçekten görebilen insanlara yönelten yanıma.
O karanlık dişili de onurlandırıyorum artık.
VE KENDİME ALAN TUTUYORUM.
Çünkü yalnızca sevilmek için ödün vermek…
Sadece bağ kurabilmek için kendini bastırmak…
Sürekli anlayan taraf olmak…
Bana çocukluğumdan beri özlemini duyduğum, herkes gibi benim de hak ettiğim o güvenli ilişkiyi sağlamıyor.
Artık içimde hem Havva hem Lilith olduğunu biliyorum.
Şefkatimin yanında sınırlarım,
Sevgimin yanında öfkem,
Yumuşaklığımın yanında “hayır” diyebilen tarafım da var.
Ve sanırım ilk kez, ikisini de aynı anda taşımayı öğreniyorum.
Ve artık önce kendime alan tutuyorum.
Gölgeden Işığa: Eril ve Dişil Enerjilerde Derinleşme Programı Haziran Ayında Başlıyor.
Eğer siz de ilişkilerinizde benzer şeyler yaşıyorsanız, 11 Haziran’da başlayacak olan “Gölgeden Işığa: Eril ve Dişil Enerjilerde Derinleşme” programında; ilişkilerde tekrar eden döngülerimizi, içimizdeki dişil ve eril yaraları, Havva ve Lilith arketiplerinin ışık ve gölge yanlarını, sınır koyma, ihtiyaçları dile getirme, yakınlık kurma ve geri çekilme dinamiklerini birlikte keşfedeceğiz.
Aktarımlar, somatik pratikler, paylaşım çemberleri ve imeditasyonlarla; kendimizle ve başkalarıyla daha güçlü ve daha gerçek bağlar kurmanın yollarını birlikte keşfedeceğiz.
Program detaylarına buradan ulaşabilirsiniz:
Gölgeden Işığa: Eril ve Dişil Enerjilerde Derinleşme Programı
Sevgilerimle,
Müge


Ahh 🐋🐋 nasil desem, ne desem..icinde çokça gidip geldiğim o hallerini en guzel açıklaması bu galiba.. yol aldığımı görmek nefis ve fakat yine düşeceğimi bildiğimde artık bu yazı da benimle ve daha güçlü ulaşacağım Lilith'ime..su gibiydi..su gibi akti okurken..bir oldum satırlarla..aktim ben de..🌿
Selam olsun Lilithlere!🫂♥️