Acımızı paylaşmak, gücümüzü geri almak
Kadınların ortak hikâyelerine, yaralarına ve iyileşme gücüne dair…
Son günlerde gündemde yine taciz, istismar ve şiddet hikâyeleri var.
Bunları duymak hepimizi çok sarsıyor. Ben kendimi ve sinir sistemimi korumak için bu haberlerin detaylarına bakmıyorum ama yarattığı enerjiyi hissetmemek mümkün değil. Korkuyu, isyanı, öfkeyi ve bastırılmış üzüntüyü iliklerime kadar hissediyorum.
Sosyal medyada gördüğüm bir cümle öyle doğru geliyor ki: “Bu ülkede bir kadını taciz etmemiş erkekler olabilir ama tacize uğramamış hiçbir kadın yoktur.”
Kendi hikâyeme baktığımda daha 11 yaşında bir çocukken yaşadığım tacizi hatırlıyorum. Anıttepe’de yüzme kursuna gidiyordum. Annemin iş yerine 10 dakikalık yürüme mesafesindeydi. Bir gün kurs çıkışı kendime dondurma almış, annemin iş yerine doğru yürüyordum. Küçük bir parkın içinden geçerken benden yaşça büyük biri yanıma geldi ve “Ben de yalayayım mı?” dedi. O cümlede bir şey vardı. O bakışlarda bir şey vardı. Doğru olmayan bir şey vardı.
O kadar korktum ki, oradan sonrasını hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, annemle beraber tekrar aşağı inip çocuğu aradığımız. Bir de o sırada kardeşime hamile olan annemin üzerindeki yeşil ekoseli elbise ve korkmuş hali. Ertesi gün kursta anlattığımda öğretmen ablalardan biri, “Biz o parktan hiç yürümeyiz Müge, neden oradan gittin ki?” dedi. Bu kez de kendimi suçlu hissetmiştim. Demek ki benim suçumdu.
Fiziksel şiddete maruz kalmasam da, ilişkilerimde psikolojik şiddeti yaşadım.
Ve aslında en çok da kendime şiddet uyguladım: sınırlarımın aşılmasına izin vererek, hak etmediğim şeylere razı olarak, birlikteliği sürdürme isteğiyle fazla şefkatli ve anlayışlı olarak.
Zaten hep karşımdakini kendimden daha iyi anladım.
Sonradan da şunu anladım; karşındakini anlamak çok etkili bir hayatta kalma yöntemi. Eğer bakımına, sevgisine muhtaç olduğun kişi (annen, baban ya da birincil bakım veren) seninle bağ kuramıyorsa, üzgünse, kızgınsa, kendi dertleriyle meşgulse vs. sen onu anlamalısın ki yardımcı olarak, onu avutarak, onun suyuna giderek yanında kalmaya devam edebilsin. Çünkü mecbursun. Bir çocuk olarak ona muhtaçsın. İşte co-dependent yani eş-bağımlı ilişkilerin temeli de tam bu noktada atılıyor.
O temele atılan çimentoda bir de yalnız yapamayacağın, yeterince güçlü olmadığın, zaten değersiz ve kusurlu olduğun inançları var. Kimse yanında olmadıysa, sana bunları hissettirmediyse nereden bileceksin ki bunların doğru olmadığını? Kimse sana sevgisini göstermediyse, sana sarılmadıysa, senin ne kadar önemli olduğunu hissettirmediyse?… Nasıl bilebilirsin.
Ve bu inançlarla büyüyen bir kadın, biraz sevgi ya da ilgi gördüğünde, kendini değerli hissettiğinde, var hissettiğinde o kişiye yapışmaz mı? Onu kaybetmemek için elinden geleni yapmaz mı? Şiddete, tacize, öfkeye “açıklamalar” bulmaz mı? Seviyorum diyerek yanında kalmak istemez mi? Değişir diye ummaz mı? Zaten kültürün içinde sesini kısık kullanmaya alışmış, öfkesini bastırmayı öğrenmiş, kendi isteklerini dile getirmeyi bırak daha önce hiç düşünmemiş bir kadın, o ilişkinin içinde kalmak ve böylece yalnız kalmamak için uğraşıp durmaz mı?…
En büyük yalnızlığı yaşamaz mı? Kendini terk etme yalnızlığını…
Peki bu kadınlardan bazıları sonra haklarını aramaya başladığında şiddet görmez mi? Zaten kadının güçsüz, kendinin güçlü olduğunu düşünen, bilinçaltında bile kendini kadından üstün gören erkekler bu kadını susturmaya, ona haddini bildirmeye ve kendi isteklerini dayatmaya çalışmaz mı?
Ne yazık ki hikaye bildiğimiz yerlere doğru gitmez mi…
İşte tam da bu nedenlerle kendimizi iyileştirmemiz gerekiyor sevgili hemcinslerim.
Bu yaralarımıza bakma sorumluluğunu göstermemiz, kendi gücümüzü ve dayanıklılığımızı keşfetmemiz gerekiyor. Bu damarlarımızda feminist kan aksın ve erkeklerden uzak duralım anlamına gelmiyor. Ama bir ilişki ve bağlantıya hasret olduğumuz için her şeker uzatan erkeğe gitmemek, ihtiyaçlarımızı ve değerlerimizi bilmek, sınırlarımızı netleştirmek ve onlardan ödün vermemek bizim görevimiz.
Kadına şiddet, taciz istismar. Bunlar politik konular, kültürel konular. Ve hatta evrenseller de. Sadece bizim kendimizle ve yaralarımızla çalışmamız konuyu çözmeye yeterli olmayacak ama şu bir gerçek ki bu bizde bir farkındalık yaratacak, davranışlarımız değişecek, sohbetlerimizle, paylaşımlarımızla birbirimize yayılacak, daha çok insan bilinçlenecek, bu bir enerji ve frekans oluşturacak ve yaşanacak dönüşümde etkili olacak.
Belki haberlerde duyduğumuz ölçüde “büyük ve sarsıcı” taciz hikâyeleriniz yoktur. Ama çalıştığım kadınların pek çoğunda bu hikâyeler var: ya bir bakkal, ya bir aile ferdi, ya bir akraba… Ve bana kalırsa sarsıcı olmayan tek bir taciz türü yok.
Bu kadınlara destek olabilmemiz sadece yanlarında olmamızla değil, güçlü, kendini ve sınırlarını bilen, bunu dile getiren ve o kadınlara senin için buradayım diyebilecek cesur, özgür ve güçlü kadınlar olmamızla mümkün.
Bugün duyduğu hikâyeler nedeniyle empati yapan, kendi hikâyelerine geri dönen ve acı çeken tüm hemcinslerime sarılıyorum.
Bir kadın olarak güçlenmek ve bağlanma yaralarımı iyileştirmek için çaba göstermeye devam ediyorum ve çevremdeki kadınlara destek olmak içinde elimden geleni yapmaya devam edeceğime de söz veriyorum. Bunlardan bir tanesi de şu an üzerinde çalıştığım Güçlü Kadının Kök Çakra Rehberi’ni yayınlamak olacak. İçinde bağlanma, aidiyet ve güvenlik gibi konulardaki inançlarımızı dönüştürmek ve kendimizi desteklemek için araçlar içeren bu rehberin pek çok hem cinsime iyileşme yolculuğunda destek olacağına inanıyorum.
Erkeklerden nefret etmeden, tüm erkekler böyle diye genellemeler yapmadan, yaşadıklarımızın yasını tutarak bir arada olmaya ve el ele vermeye devam edelim… Daha iyisinin her zaman mümkün olduğunu bilerek ve her inişten sonra yükseliş dönemleri geldiğini hatırlayarak yolumuzda inançla yürümeyi sürdürelim.
Sevgilerimle sarılıyorum. Size destek olabileceğim bir şey varsa iletişime geçmenizi veya yorumlara yazmanızı rica ediyorum. Hikâyenizden bir kesit, kalbinizden gelen bir cümle, içinizde tuttuğunuz bir öfke… Ne varsa, yerim var, lütfen yazın, birbirimizi görelim, duyalım, paylaşalım, yalnız olmadığımızı bilelim.
Sevgiyle,
Müge

